• RSSRSS
  • TwitterTwitter
  • FacebookFacebook
  • Aslında
  • Arşiv Taratan
  • Reklam
  • Gizlilik
Bir Zamanlar Türkiye
  • Anasayfa
  • Kemiyet
    • Nedir?
    • Ne Değildir?
  • Kolektif
  • Misafir Yazarlık!
  • Arşiv
  • İletişim

popüler zımbırtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hatırladıkça hala tiksintiyle karışık bir gülme isteği duyarız. Bir dönemlerin o iğrenç modası... Bu nefret edişin sebebi elbette derinlerde yatan psikanalitik bir olay. Bu yüz karası şey moda olduğu zamanlar, kadınlar uzaylı gibi göründüklerinin farkına bile varmamışlardı. Yani ortada üçgen vücutlu hatlara sahip olduğunu sanmaları gibi ironik bir durum vardı.

Kısaca akıl tazelersek vatka, elbiselerin omuz kısımlarına takılan bir aksesuardı. Özellikle 80'li ve 90'lı yıllarda  birçok kadının kullandığı bu cisim ile beraber farklı süslerin kombinasyona uydurulması gerekirdi. Mesala eteğe doğru daralar elbiseler, saç bantları... Şimdi gözünüzün önüne geliyor mu o aktrisler. Buna vatka demek yerine "sahte omuz" desek daha manidar olur.

Bu cismi farklı yönlerden değerlendirmek gerekirse eğer; yine karşımıza pop-kültürün ahmaklık derecesine varan sürü akımlarındandır. Seksen sonrası Türkiye'nin siyasal ve kültürel zeminin değişmesi de bu denli tuhaflıklara sahne olmaktadır. Kapitalist hayatın yerleşmesiyle, güçlü kadın imajına uygun modalardan sadece biriydi vatka. Geniş omuzlar, feminizmin yükselişi ve kadının şehirdeki hayat yarışından kendine pay kapması...

İşin en garip yanı da bu ilginç nesnenin büyük şehirlerdeki toplum tarafından hayli sevilmiş olmasıdır. Bu kadın aksesuarı, kız çocuklarının giysilerine de sokuşturulmuştur.  Neredeyse vatkasız hiçbir kıyafet satılamayacak duruma gelmişti. Kazakların, penyelerin içinde vatkalı kadınlar tabiri caizse Amerikan futbolcularına benzerlerdi.

O dönem fotoğraflarına bakıldığında görülecektir tüm vatkalı madureler. Bin pişmanlık içinde bu garabet şeyi nasıl giydim ben dese de cevap kısaca şöyle olacaktır: "O zamanlar modaydı ve garip gelmiyordu." Şükür ki bu zevksizlik abidesi 90'larda azalmaya başladı ve sonra yitmeye yüz tuttu. Ara ara hala görülür vatkalı gömlekle dolaşan kadınlar, neye yormalı bilinmez.

Hülya Avşar ve vatkalı ilginç gömleği...


Perihan Savaş, 1974 yılında vatkalı elbisesiyle kapak olmuş
Resimli Hayat Roman'a...

80'li yıllarda vatkasız bir Zerrin Özer düşünülemez tabii ki!







Amerikanvari şehir hayatının gelişmesiyle Türkiye'de müzik piyasası da yer yer kullan-at çöplüğüne dönüşmüştü. Popüler yaşam rüzgarı, yerlilikle sentezlendiğinde ortama lakayt çizgiler giriyor; ne olduğu belli olmayan şeyler amaçsızca kendini tekrar edip duruyordu.

Kuşkusuz bu tariflerden biride şehirlileşmenin yaygınlık kazanmasıyla müzik sektöründe olmuştur. Taşradan kaçan hanım kızlar, Unkapanı piyasası, arabesk fırtınası vb. Bu düşünceden hareketle sizlere enfes bir seçki oluşturduk. İlginçliğiyle, alakasızlığıyla, tuhaflıklarıyla, harikalarıyla gelişme aşamalarında olan popüler Türk müziğinin ilginç tasarımlı kapakları:

Ümit Besen çok tatlı değil mi o kanatlarıyla.



























Abi olayı çözmüş zira o gözlerden şüphelenmemek elde değil. Ama biz de çok
kötüyüz canım niye yanlış anlıyoruz ki o yazıyı şimdi.




Şarkıcı, karateci ve rahip Mike Crain'i hatırlayan var mı?



Ajda Pekkan'a da bakın hele.



Tema vakfı ne zaman kurulmuştu? Biliyoruz kötü espri ama bu kapaktan ötesi var mı?
O zaman soru şu yeşil nedir?



Gün geçmesin ki Ümit Besen bir fizik kuralını hiçe saysın...
Uçan mikrofon da pek fiyakalı göstermiş Ümit Beyi.





Gelin ablacığımızın ayakkabısı da öyle böyle değil...



Büyük ibretler var!



Geleneksel Türk Halk Müziği kostümü 1973 yılında
böyleydi :(

Nasılda mutlu Alicik.
Cin Ali Serüvenleri'nden sizin için derlediğimiz Cin Ali'nin Atı. Serinin ilk kitabı e-dergi formatında...

"Burada" Cin Ali, hakkında biraz malumatfuruşluk yaptık.


Cin Ali'nin Atı - Cin Ali Yayınları, Renkli seri, 1992

İlk kitabın kapağı.
(1992 yılındaki basımından)

Cin Ali

Rasim Kaygusuz adlı bir sınıf öğretmeni tarafından yaratılan Cin Ali, öykü kitapları ilk defa 1969 yılında yayımlandı. O günden sonra ünlenen seri, 1970'li ve 80'li yıllarda ilköğretime yeni başlayan minikler için önemli bir yardımcı kaynak ve onların hayallerini süsleyen bir kahraman oldu.

Yayımlanışı:
Rasim Öğretmen birinci sınıfların hocası olmayı çok severdi. Onların okumayı öğrenmesini görmek, Rasim Öğretmene mutluluk verirdi. Bundan dolayıdır ki tam 17 yıl boyunca birinci sınıfların hocası olmuşken; bir gün eşine: "Ben bir kitap yazacağım. Çocukların okumayı kolayca öğreneceği bir kitap yok." diyerek Cin Ali'nin serüvenlerini yazmaya başlar.

Doğal olarak 1968 senesinde ilk kitap ve en kolay cümle ortaya çıkar: "Ali ata bak!"

Cin Ali Serüvenleri adlı kitapta, okumayı öğrenmek cümlelerdeki fişleri heceleyerek değil de tümdengelimci bir esasla yapılır. Cin Ali, serinin ilk kitaplarında henüz okula gitmeyen, muzip, afacan, haşarı bir çocuk tiplemesini verir. Sürekli sorup, inceler.

Çizimler:
Cin Ali'nin resimleri oldukça basittir. Beş parça ana çizgiden oluşan gövde ve kasketli yuvarlak bir kafa. İşte o dönem çocuklarının kahramanlarından biri... Bu kolay çizimlenişin en büyük nedeni elbette çocuklar da kolay çizebilsin diye çöp adam biçiminde olmasıydı.

Çocuklar kolay çizebilsin diye çöp adam şeklinde tasarlandı. Cin Ali kitaplarının çizimlerini Selçuk Seğmen yaptı. "Çöp Adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır" iddiası üzerine 1990'larda görünümü değiştirildi ve papyonlu, kulağı çiçekli, siyah saçlı, belirgin yüzlü, fiyonklu ayakkabıları olan bir çocuk olarak resmedilmeye başladı. Bu yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi (Aslı Öktener, Cin Ali İmaj Yeniledi, Milliyet Gazetesi, 05.11.2001).

eski cin ali kitapları
Cin Ali'nin ilk çizimleri.
(Cin Ali Okulda)
90'lı yıllardan sonraki Cin Ali...
(Cin Ali Okulda)













İlk olarak Selçuk Seğmen'in resmettiği basit ve renksiz çizgilerden oluşan 1970'li ve 80'li yıllardaki resimlerinin yerini 90'lı yıllarda beyaz sayfa üzerine kasketi boyalı, ayakkabısı olan, papyonu ve kulağının üstünde çiçeği olan, gelişen, çağa ayak uyduran "Cin Ali"miz oldu.

Muhtevası:
Cin Ali, serinin ilk kitaplarında henüz okula gitmeyen, muzip, afacan, haşarı bir çocuk tiplemesini verir. Sürekli sorup, inceler.

"İlk serüveninde bir at görmesi ve babasının satın almasıyla başlar. Sonra at ile mahallesinde arkadaşlarıyla turlar." Görüldüğü üzeri bu kadar kolay bir hikayeden yola çıkılmıştır. Ama o dönem çocukları için, özellikle televizyonun yaygın olmadığı dönemlerde durumu olmayanların veya şehirden uzak bir yerde okuyanların hayallerini bezeyen bir tip olur Cin Ali...

Giderek her hikaye bir öncekinden daha zor muhteva ve üsluptan teşekkül eder. Anlatılan konular ise hep farklıdır. Cin Ali Serüvenleri toplam 10 mini hikaye kitabından oluşur:

1-)Cin Ali'nin Atı
2-)Cin Ali'nin Topu
3-)Cin Ali'nin Topacı
İ4-)Cin Ali'nin Kara Gözlü Kuzusu
5-)Cin Ali'nin Oyuncakları
6-)Cin Ali Okula Başlıyor
7-)Cin Ali Okulda
8-)Cin Ali Çocuk Bahçesinde
9-)Cin Ali ile Berber Fil
10-)Cin Ali Kır Gezisinde

Cin Ali kitapları 20 yıl boyunca İpek Matbaacılık tarafından basıldı. İpek Matbaacılık, Rasim Kaygusuz'un dostu Maraşlı Hacı Ali İpek tarafından işletilmekteydi. Cin Ali adının, matbaa sahibi Ali İpek'in "Cin Ali" lakabından esinlenerek kitabın kahramanına verildiği anlatılmaktadır. Yaratıcısı Rasim Kaygusuz, 1989'da ölürken, eskiden çöp adamdan ibaret olan Cin Ali, çizer Mustafa Delioğlu tarafından renklendirildi. Ve Cin Ali'nin telif hakkı, 1992'de Artım Yayınevi Dağıtım'a geçti(Aslı Öktener, Cin Ali İmaj Yeniledi, Milliyet Gazetesi, 05.11.2001).

Cin Ali kitabı her eşya gibi nostaljik bir nesne olma yolunda beklerken Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı 2005 yılındaki bir genelgeyle Cin Ali dizisi ömrünü doldurduğu gerekçesiyle müfredattan çıkarıldı.


Cin Ali Serüvenleri'nden sizin için derlediğimiz Cin Ali'nin Atı. Serinin ilk kitabı e-dergi formatında: Cin Ali'nin Atı
leblebi tozu

Leblebi Tozu
80'li ve 90'lı yılların meşhur çocuk yiyeceği, abur cuburu.... Adından da anlaşılacağı üzeri leblebi toz haline getirilir, eser miktarda şekerle tatlandırılır ve ucuz atölyelerden halka  arz edilirdi. Hitap ettiği kitle genel itibariyle küçük yaş aralığındaki çocuklardı. Paketlenişi de ana maddesi gibi ucuz bir biçimde, dikey şeffaf kutularda veya minik plastik torbalarda olur ve  mahallenin bakkallarında yahut okul önlerindeki seyyar satıcılarda  düşük bir ücretle satılırdı..

O devrin çocukları bu büyülü maddenin verdiği bağımlılıkla; yani bilinçlerine yalnızca iki kelimenin yaptığı baskı dolayısıyla ellerindeki azıcık parayı da bu yemişe  yatırırlardı. Malum bakkaliyedeki en ucuz ve en lezzetli şey oydu. Oysa bakkalcı amca bu minik şeyle mal çeşitliliğini arttırdıkça arttırdı, anlayacağınız sürümden kazanırdı.

Yeme şekli de çocuğuna göre farklılık gösterse de son nokta hepsinde aynı tezahürle sonuçlanırdı. Şöyle bir ifade daha doğru olur sanırım, boğulmak suretiyle bütün bir leblebi tozu ağza tıkılır ve ölümle beş dakikalığına cebelleşilmeye çalışılırdı. Bu tuhaf hadise üzerine anne, çocuğun bu durumuna sinirlenir, onu o halden kurtarmak yerine, elindeki leblebi tozu paketini alır ve çocuğa hunharca sopa çekerdi. Çocuk ise yaptığı bu tuhaflıktan mazoşistçe zevk alırdı. Yani tam olarak böyle olmasa da sonuç hepsinde aynı noktaya evrilirdi...

Leblebi tozu yörelere(bizim orada!) göre farklı adlarla anılsa bile artık sadece o  dönemin çocukları olan, bu dönemin yetişkinlerinin zihninde nostaljik bir öge olarak kalacaktır. Zira birçok şey gibi bu da 2000'li yılların sonunda piyasadan çekilmiştir.



Seksek: Gençlerin Dergisi
İçinde fotoroman ve çizgi romanı barındıran Yeşilçam kaçkını 70'li yılların süreli gençlik dergisidir. Haldun Simavi'nin sahibi olduğu Veb Ofset İleri Matbaacılık A.Ş. tarafından yayınlanan Seksek adlı gençlik dergisi, 9 Mart 1970 tarihinde çıkmış, içeriğinde bol miktarda fotoromana yer ayırmasının yanı sıra Türkiye'de daha önce boy göstermemiş yeni ve çeşitli çizgi roman başlıklarına da sayfalarını açmıştır. Her hafta takribi pazartesi gününde çıkmıştır. Ta ki 1976 yazının Haziranında yayımını durdurana kadar... Yandaki resim ise Seksek'in 80. sayısına aittir.



E-dergi formatına aktarılmış bir Seksek sayısı:

Seksek Dergisi - 13 Eylül 1971(sayı: 80)

 

Hayat Mecmuası - 1 Ocak 1960 (Sayı: 1)

Fotoroman yani İngilizce deyimiyle "comic book". Bizde ki etimolojik kökeni ise Fransızca'dır. Fakat her şey İtalya'dan ithal edilen muhtelif dergilere dayanmaktadır. Fotoroman: ya film fotoğrafları ya da özgün fotoğrafların bir konuyla birleştirilmiş hâli olarak nitelendirilebilinir. Türkiye'ye kazanımıysa genel olarak İtalyan isimlerinin hayatımıza girmesini sağlaması olmuştur. Bunun dışında bu eserler, sinemada pek rağbet görmeyen oyuncuların bir kaç kuruş kazanmasına yardımcı olmaktan ve basın patronlarının mecmualarının tirajlarının artmasından öte bir işlev üstlenmemiştir.

Basılan ilk yerli fotoroman Cumartesi Saat Dörtte(Oyncular: Işık Yenersu, Semih Segen, Çiğdem Selışık, Savaş Başar - Senaryo: Turgut Özakman - Fotoğraflar: Ozan Sağdıç) olarak bilinmektedir. Lakin 1953 Babıali basımı ve Paradi Fotoğraf Stüdyosundan çıkma " Deniz Çağırıyor " adlı fotoromanın ön kapağında şunlar yazıyordu: "Deniz Çağırıyor adlı bu roman, memleketimizde yepyeni ve şimdiye kadar görülmemiş bir eserdir." Buna rağmen bilinen ilk yerli fotoromanımız Cumartesi Saat Dörtte kabul edilmektedir. Bunlarla kafamızı yormadan biraz daha başa dönelim.


Fotoroman Savaşları


İlk olarak İtalya'dan gelen bu yepyeni tür, dönemin mecmualarının muhtelif yerlerinde tefrika halinde yayımlanmaktaydı. Bildiğiniz üzere bu mecmualar, imtiyaz sahibi Şevket Rado olan; Hayat ve Ses'ti. Hayat dergisi, bu türü yani fotoğraflı romanları seri olarak devamı haftaya şeklinde yayımlıyordu. Tabi Ses Sinema Mecmuası da büyük kardeşinin izinden gidiyordu.

Hürriyet gazetesinin sahibi Haldun Simavi, İtalyan fotoromanlarının Türkiye temsilcisi Ali Rauf Bey ile anlaşarak Foto Roman adıyla bir dergi piyasaya sürdü.(Bu derginin büyük bir bölümü Hürriyet eki olmuştur.) Hayat Yayın Grubu hemen karşı atak yaparak yeni bir dergi hazırlamaya koyuldu. Aslında ummalı bir çalışma yoktu. Sadece İtalyan fotoroman şirketi Rizzoli'nin yayımladıkları eserlerin tercümesini yapıp yeni çıkarttıkları fotoroman dergisinde yayımlayacaklardı. İşte "Hayat Resimli Roman" böyle doğdu. Derken rakibini ve ana dergiyi geride bırakarak o yıllarda en çok okunan dergi oldu. Bu derginin en güzel yanıysa her sayıda 4 fotoroman ve 2 tefrikanın bulunmasıydı.

 Salgın

Salgın gibi yayılan bu kültür harikaları daha sonraki yıllarda gazete eklerinde, dergilerde, seri seri boy gösterecek, hatta her yerde okunması için cep boyu hazırlanacak ve hızla dört bir yana yayılacaktı. Fotoroman o dönemde gazete olarak bile yayımlanmıştı. İlerleyen yıllarda yerli fotoromanlar yaygınlaştıkça Yeşilçam'ı içten içe hissedeceğimiz eserler ortaya kondu...

Şüphesiz fotoromanlar en çok bayan okuyucuların gözdesi olmuştu. Fakat erkek çocukları çizgi romanla yetinmemiş kız kardeşlerimizin fotoromanlarını da okumuşdur. Bizi televizyonlu yıllara yavaş yavaş alıştırmıştır bu tür. Elbette, çok yakında evleri şenlendirecek olan o kare ekran, görsel algımızı sil baştan değiştirecekti. Buna rağmen giderek tutkuya dönüşen bu olay ülkemizde uzun süre devam etmiştir.


bir fotoroman karesi


undefined


Hulahop Çılgınlığı

Hulahopun tarihi Antik Yunan'a kadar dayanır ama hulahop asıl ününü 1950'lerin sonunda kazandı. Modern hulahop 1957 Wham-O oyuncak şirketi tarafından bulundu. Ancak şirket sahipleri geliştirdikleri ve hulahop adını verdikleri oyuncağa patent alamamıştı. Ama bu o plastik çemberin markalaşmasına engel olmadı. 1958 Temmuz'unda piyasaya sürülen hulahop ilk 4 ay içerisinde 25 milyon satmış iki yıl içerinde bu rakam 100 milyona ulaşmıştı. Bu oyuncak, büyük bir çılgınlıkla ilerliyor Amerika ve Avrupa'da tüm çocukların favorisi oluyordu. Bu çılgınlık ülkemiz de Hayat Mecmuası'yla yayılmaya başlayacaktı. Mecmuada hulahop çeviren kadınların fotoğrafları yer almaya başlamıştı. Hatta doktorlar bu oyuncağı çevirerek günlük 300-400 gram verileceğini söylemişlerdi. Sırf bu söylem kadınların hulahop alması için yetmişti. Ve o dönemde hulahop, Türkiye'de çocukların en gözde oyuncakları arasında yer aldı.


no image
no imageno image

ARŞİVDEN

Hayat Mecmuası yeniden şekillenen Türkiye'nin dergisiydi...

Hayat Mecmuası yeniden şekillenen Türkiye'nin dergisiydi...

Size 48 Yıllık Kayıtı Dinletiyoruz: Boran ve Yuki

Size 48 Yıllık Kayıtı Dinletiyoruz: Boran ve Yuki

ARŞİVE GİT

KOLEKTİF: YAKIN TARİH ÜZERİNE YAZILAR

Kolektif 3

KOLEKTİF #3

Aziz İstanbul * İstanbul'a Yoğun Göç * Modernite * Gelişen Şehir * "Kent"li * Modern Şehir Algısı...DEVAMI
Kolektif 2

KOLEKTİF #2

Yakın Tarih * Görüntü * İmaj, Şekil, Biçim * Varlık ve Zaman * Varoluşa Açıklık * Resimli Yakın Tarih ve Görüntü Üzerine...DEVAMI
Kolektif 1

KOLEKTİF #1

Oryantalizm * Şarkiyatçılık * Müşteşrik * Doğu * Batı * Giriş...DEVAMI
KOLEKTİF'TE PAYLAŞTÜMÜ

SonYorumlar

SonYayınlar

E-posta İle Takip Et

AKIP GİDEN ZAMAN
  • 60'lı Yıllar
  • 70'li Yıllar
  • 80'li Yıllar
  • 90'lı Yıllar
Yakın Tarih
Genel Tarih
Arşiv Taratan
rss google reader

Reklam
© Copyright 2011-12. Her hakkı mahfuzdur. İzinsiz iktibas edilemez. Alıntılarda kaynak gösterilmesi rica olunur.

İlgi:websam.co